Sepetim (0) Toplam: 0,00TL
%75
%75
Victor Hugo - Dünya Klasikleri 10 Kitap Set | Sözcü Kitabevi

Dünya Klasikleri 10 Kitap Set

Liste Fiyatı : 200,00TL
İndirimli Fiyat : 49,00TL
Kazancınız : 151,00TL
Taksitli fiyat : 5 x 10,09TL
75 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bedava!
Dünya Klasikleri 10 Kitap Set
Dünya Klasikleri 10 Kitap Set
Halk Kitabevi
49.00

1 - Notre Dame'ın Kamburu

Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı.1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de boğularak öldürülmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Fransa Devrimi'nden sonra parlamento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı. Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misarebles (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi. Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti. 1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kâfidir." Diyerek hayata gözlerini yumdu.

2 - Babalar ve Oğullar

...Civardaki bir köyden güçsüz ihtiyar bir karı-koca sıkça bu mezarı ziyaret ederler. Bu iki ihtiyar birbirlerine yaslanarak zayıf adımlarla yürürler. Demir korkuluğa sokularak yere kapanır sonra diz çökerler. Uzun uzun kederle acıyla ağlarlar. Altında oğullarının yatmakta olduğu suskun taşa uzun uzun sevgiyle bakarlar. Birbirlerine kısacık birkaç söz söyler taşın üstündeki tozları alırlar. Çamların dallarını düzeltir tekrar tekrar dua ederler. Kendilerini oğullarına onun anılarına daha yakın hissetikleri bu mezardan bir türlü ayrılamazlar... Dualarının gözyaşlarının boşa gitmesi mümkün mü? Kutsal bir sevginin özverili bir sevginin engin bir gücü olmaması mümkün mü? Ah hayır! Bir mezarda gömülü olan kalp ne kadar tutkulu ne kadar günah işlemiş ne kadar asi olursa olsun üstünde yeşeren çiçekler bize masum gözleriyle sakince bakarlar... Bu çiçekler bize yalnız sonsuz hareketsizliği her şeye ilgisiz olan o büyük hareketsizliği anlatmazlar; onlar bize aynı zamanda sonsuz bir anlaşmayı ve ebedî bir hayatı da anlatırlar...
-Ağustos 1861-

3 - Beyaz Diş

Toprakları cansız kımıltısız acı bile duyulamayacak kadar ıssız ve soğuk olan bu yabani ülke üzerine ağır bir sessizlik ve hüzün çökmüştü. Bir tür acıyla çınlayan bir kahkaha gizliydi sanki; bütün acılardan daha korkunç ve buz gibi soğuk bir heykelin gülümseyişi kadar trajik donuk ve neşesiz bir gülümseme!.. Edebiyatın acı alayı gibi bir şey acımasız ve uçsuz bucaksız bir sonsuzluk varoluşumuzun boş çabaları ve yaşamın anlamsızlığı ile alay ediyor gibiydi. Bu "Kuzey"di; Kuzey'in o yüreğine kadar buz tutmuş vahşetiydi...

4 - Don Kişot

Cervantès'in tam adı Miguel de Cervantès Saavedra'dır. 1547 yılında İspanya'nın Alcalà de Henares şehrinde doğdu. Madrid Üniversitesi'ni bitirdiği hâlde geçimini temin edeceği bir iş bulamadı. Roma'ya gitti. Bir tanıdığı aracılığı ile Kardinal Guilio Acqua Viva'nın maiyetine girdi. Kardinal ve çevresindekiler Orta Çağ zihniyetini sürdüren katı ve mutaassıp birer Haçlı idiler. Cervantès henüz Osmanlıları tanıyacak fırsatı bulamamıştı ama Endülüs Emevîlerinden geriye kalan Müslümanları çok iyi tanıyordu. İçlerinden yakın dostları vardı. İyi insan iyi komşu ve iyi arkadaş idiler.

Kitabın yazarını 1571 yılında İspanya ile Venedik'in Osmanlılara karşı başlattıkları Haçlı seferinde deniz askerî olarak görüyoruz. İnebahtı Savaşı'nda sol kolu aldığı yara sonucu sakat kaldı. Osmanlılara esir düştü. Dört senelik esaret hayatından sonra kaçmaya çalışırken bindiği gemi Osmanlı deniz devriyeleri tarafından yakalandı. Arkadaşlarıyla birlikte Cezayir'e götürüldü. Beş sene gibi uzun bir müddet burada kaldı. Böylece toplam dokuz yılı Osmanlı topraklarında geçti. Zaten yabancısı olmadığı İslâmî kültürle tanışma fırsatı buldu. Esaret hayatı bitip memleketine döndüğünde kimse onu kahramanlar gibi karşılamadı. Açlık sefalet ve hastalık her yanı sardığından herkes kendi derdine düşmüştü. Sakat kaldığı için kendisine maaş bağlanmadığı gibi; karnını doyurabileceği bir iş de verilmedi. Onu kutsal savaşa teşvik edenler gazilik ünvânı bağışlamak şöyle dusun; Osmanlı topraklarında kaldığı müddet içerisinde dinini değiştirmiştir diye şüphe ile bakıyorlardı. En çok canını sıkan şey adının "Çolak Cervantès"e çıkmış olmasıydı... Gördüğü vefasızlık karşısında Kral'a ve Kilise'ye küstü. İşsizlik sebebiyle yoksul düştüğü hâlde devlet kapısından uzak durdu. Kendisini Edebiyat'a verdi.

5 - Dönüşüm

Kafka'nın birçok dile çevrilen ve başyapıtı sayılan kısa romanı...
Kitabın başkahramanı Gregor Samsa'nın şahsında yaşadığı toplumun kutsal değerleri kadar sıradan birçok meselenin de başarıyla sorgulandığı eserde Samsa ailesinin oğullarının dönüşümüne verdiği tepkiler ilerleyen zaman içerisinde tavırlarındaki farklılaşmalar ve modern toplumun girdapları başarıyla anlatılıyor.
Gregor Samsa'nın bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş halde bulduktan sonra konuşulanları anlamasına rağmen kendini anlatamaması modern zamanlarda insanlar arasında yaşanan iletişim kuramama sıkıntısını çok etkileyici bir anlatımla sunuyor.

6 - Hacı Murat

Yazın tam ortasındaydık. Ekinler biçilmiş hasat dönemi başlamıştı. Tarlaların arasından yürüyerek eve dönüyordum. Her taraf birbirinden güzel mevsim çiçekleriyle doluydu. Kırmızı beyaz pembe renkli çiğdemler; parlak sarı hoş kokulu papatyalar; yerlerde süzülen çançiçekleri; sarı kırmızı pembe mor menekşelerle yan yana duran gelincikler; akşama doğru açan kırmızı-mavi peygamber çiçekleri; güzel kokulu kopartılır kopartılmaz solmaya başlayan sarmaşık çiçekleri... Toplayabildiğim bütün çiçeklerden bir demet yaparak eve gidiyordum. Yoluma devam ederken bir hendeğin içinde kırmızı renkli bizim "Tatar" dediğimiz cinste bir deve dikeni gördüm. Tarlada çalışan köylüler ot biçerken otların arasına karışıp ellerine batmaması için bunları koparmamaya özen gösterirler.

7 - İki Şehrin Hikayesi

1775 yılında bir posta arabası içinde muhafız ve yolcularla karlara batıp çıkarak Dover'e doğru ilerliyordu. Muhafız bir eli tetikte bir eli silâh sandığının üstünde karlı gecenin korkunç sessizliğini dinliyordu. O yıllarda posta arabalarının soyulması görülmemiş işlerden değildi. O kadar ki yolcular bile birbirlerine kuşkuyla bakarlar konuşmazlardı. Çünkü içlerinden birinin soyguncu ya da soyguncu yardımcısı olması mümkündü.

Yolculardan Jarvis Lorry İngiltere'nin en eski bankalarından birinin yaşlı memuruydu. Uzun yoldan yorulmuş başını arkaya dayamıştı. Ne zaman dalsa korkunç düşler içinde çırpınıyor uyanır uyanmaz bir daha uyumamaya çalışıyor yine de yorgunluk ve uyku ağır basıyordu. Jarvis Lorry bir ölüyü diriltmeye gidiyordu ve ne yaparsa yapsın on sekiz yıldır ölü olan bir adamla karşılaşacağını aklından çıkaramıyordu.

Gözlerini kapar kapamaz bir yığın hayal gözlerinin önünde dansetmeye başlıyordu. Bu hayallerden hangisinin dostu olduğunu anlamak istercesine dikkatle bakıyor elini uzatıyor dokunmak istiyordu. İşte o zaman on sekiz uzun yılın gerisinden tanımak istediği dostu toz haline geliyor yok oluyordu.

8 - Madam Bovary

..."Hem zaten insan biraz açıkgöz oldu mu hayatta daima başarı kazanır."
Bayan Bovary bu sözlere gülüp geçiyor çocuksa köyde haylazlık edip duruyormuş. Irgatların peşinden ayrılmıyor toprak yumruları fırlatıp uçan kargaları kovalıyor hendeklerin kıyılarındaki ağaçlardan dut koparıp yiyor eline bir değnek alıp hindi çobanlığı yapıyor harmanda ekin saplarını kurutuyor korulukta koşup zıplıyor yağmurlu günlerde kilisenin kemeri altında kaydırak oynuyor büyük yortularda da: "Çanları ille de ben çalayım!" diye zangoca yalvarıyor bütün ağırlığıyla en kalın ipe asılıp ipin her sallanışında kendisini alıp götürüşünü hissetmeye can atıyormuş.
Bu yüzden de meşe ağaçları gibi gelişip serpiliyor elleri tutuğunu koparacak yüzü vursan kan fışkıracak hale geliyormuş...

9 - Yeraltından Notlar

Rus romancısı Moskova'da doğdu Petrograd'da öldü. Babası hekimdi. Çocukluk yıllarını Moskova'da zorba bir baba ile hasta bir anne arasında geçirdi. Bir süre sonra annesi öldü babası kendini içkiye verdi. Petrograd Askeri Mühendislik Okulunu bitirdi (1843).

Petrograd'daki yaşamı bilimsel ve askeri bir sıkı düzen altında geçti. Geçimini sağlayabilmek için çeviriler yaptı. Memurlukta tutunamayacağını anladı. Yazar olmaya karar verdi. Mektup biçimindeki ilk yapıtı İnsancıklar'ı o sırada yazdı (1846). Roman sıcak bir ilgiyle karşılandı. Ancak daha sonra yazdığı Ak geceler Bir yufka yürekli Netoçka Nezvanova gibi romanları aynı ustalıkla yazılmamıştı. Onun için halkın hayranlığı ilgisizliğe dönüverdi. Umudu kırılan yazar genç liberallerin çevresine girdi. Petraçevskiy entrikasına karıştığı için tutuklandı (1849). Yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldıysa da sonradan bağışlandı ama Sibirya'ya sürgün edildi. Dört yıl orada zorla çalıştırıldı. Serbest bırakıldığında (1854) sara illetine tutulmuştu. Cezasını tamamlamak için gene Sibirya'da er olarak orduda kaldı (1859'a dek). Bu arada evlenmişti. (1857). Ordudan ayrılmasına izin çıktı. Ama 4 ay daha bir kentte kalmaya zorlandı. Tümden bağışlanarak Petrograd'a döndü. Yeniden yazmaya başladı. Vremya (zaman) adında bir dergi çıkarmaya başladı. (1861).

Stepançikovo köyü Amcamın düşü Ölüler evinde Anılar'ı yazdı. Sürgün yaşamını anlatan bu son yapıt ona yeniden ün kazandırdı çarı bile etkiledi. İlk Avrupa gezisine çıktı (1862). Dergisi kapatıldı (1863). Gene Avrupa'ya gitti.

Epoka (Çağ) adlı yeni bir dergi çıkarmaya başladı (1864). Karısı ve kardeşi öldü. Parasız kaldığından dergisini kapattı (1864). Yer Altında Notlar'ı da yine sürgün yaşamının anılarına dayanarak yazdı. Borç içinde yaşıyordu. Almanya'ya gitti kumara daldı. Danimarka üstünden Petrograd'a döndü. Sekreteriyle evlendi (1867). Almanya'ya gittiler gene kumara daldı. Cenevre'ye geçtiler. Bundan sonraki dört yılını karısıyla birlikte Avrupa'da geçirdi. İtalya'yı gezdi. Petrograd'a döndüler (1871). Vaktiyle babasının öldürüldüğü çiftlikte bir süre kaldı (1877).
Sibirya'dan döner dönmez yazdığı Suç ve ceza asıl ününü sağlayacak romanlar dizisinin ilkidir.

10 - Yüzbaşının Kızı

Rus şair roman öykü ve oyun yazarı. Yarattığı yeni edebiyat diliyle çağdaşlarını ve daha sonraki kuşakları etkilemiş modern Rus edebiyatının ilk önemli yazarı sayılmıştır. 6 Haziran 1799'da Moskova'da doğdu 10 Şubat 1837'de St.Petersburg'da (bugün Leningrad) öldü. Soylu bir ailenin oğluydu. On iki yaşına kadar özel öğrenim gördükten sonra 1811'de soylu ailelerin yetenekli çocukları için kurulmuş Tsarskoye Selo Lisesi'ne girdi. Burada yazar Nikolay Mikhailoviç Karamzin'in (1766-1826) Konstantin Nikolayeviç Batyuşkov'un (1787-1855) Vasily Andreyeviç Jukovski'nin (1783-1852) Fransız şairlerinin ve Voltaire'in yapıtlarından esinlenerek çok genç yaşta yazdığı şiirlerinde kendine özgü bir üslup oluşturdu. 1816'da şiirleriyle o dönemin önde gelen şairlerinin dikkatini çekti. 1817'de liseyi bitirdiği zaman parlak bir genç şair olarak oldukça yaygın bir üne sahipti.

Aynı yıl Dışişleri Bakanlığı'nda sekreterlik görevine getirildi. St. Petersburg'da geçirdiği üç yıl içinde bir yandan öğrencilik döneminde başlattığı ilişkilerini sürdürürken bir yandan da edindiği yeni arkadaşlarıyla özgürlükçü düşünceden yana bazı derneklerin etkinlikleriyle ilgilendi. Gizli devrimci derneklerden hiçbirine üye olmamakla birlikte yazdığı devrimci ve özgürlükçü şiirler bu çevreler tarafından büyük bir ilgiyle karşılanıyordu. 1820'de yayımlanmadan elden ele dolaşan bu siyasal içerikli şiirleri yönetici çevrelerce tehlikeli görüldüğü için Puşkin görevli olarak Rusya'nın güneyine sürüldü. 1829'da orduda görev aldı Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki savaşa katılmak üzere yeniden Kafkasya'ya gitti. Geri döndükten sonra bir süre gazetecilik yaptı. O zamana kadar oldukça fırtınalı bir yaşam sürmüştü artık olgun bir insan olduğuna inanıyordu. Evlenip bir yuva sahibi olmak en büyük isteğiydi. 1830 sonbaharında aile malikanesinde çalışan köylülerle arasındaki sorunlara bir çözüm bulmak için gittiği Boldino'da Yevgeni Onegin'i tamamladığı gibi Domik Kolonine ("Kolomna'daki Küçük Ev") adlı koşuk öyküsünü Skupoy ritsar ("Cimri Şövalye") Motsart i Salyeri ("Mozart ve Salieri") ve Kamenniy gost ("Taş Konuk") gibi küçük trajedilerini yazdı. Povesti pokoynogo I.P.Belkina (Byelkin'in Hikayeleri) gibi düzyazı yapıtları da gene bu dönemin ürünleridir.

  • Açıklama
    • 1 - Notre Dame'ın Kamburu

      Liseyi bitirdikten sonra kendini tümüyle edebiyata adadı.1824 yılında Fransız coşumcularının (romantikler) yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Cenacle adını taşıyan coşumcu sanatçılar çevresinin üyesi ve onun odak noktası oldu. 1830-1843 arasında en verimli dönemlerinden birini yaşadı. Romanları tiyatro yapıtları ve şiirleriyle başarıdan başarıya koştu. 1831'de Notre Dame de Paris (Paris'in Notredame Kilisesi) adlı büyük romanını yayımladı. 1841 yılında Fransız Akademisi'ne üye seçildi. Çok sevdiği kızı Leopoldine'nin 1843'de boğularak öldürülmesi üzerine 1852'ye dek yeni yapıt vermedi. 1848 Fransa Devrimi'nden sonra parlamento üyeliğine seçildi. 3. Napoleon'un hükümet darbesini engellemeye çalıştı başaramayınca 1851 yılında Belçika'ya kaçmak zorunda kaldı. Ateşli bir demokrasi ve cumhuriyet yanlısı olarak imparatorluk rejimini eleştiren yapıtlar yazdı. 1855-1870 arasını küçük bir İngiliz adası olan Guernsey'de geçirdi. O dönem yazarlığının en üretken yılları olmuştur. 1862 yılında başyapıtı olan Les Misarebles (Sefiller) adlı romanını yayımladı. Bunu 1866'da Les Travailleurs de la Mer (Deniz İşçileri) ve aynı yıl L'Homme qui Rit (Gülen Adam) gibi önemli romanları izledi. Fransa'da Cumhuriyet yeniden kurulunca Paris'e döndü. Ulusal Meclise seçildi. Artık Fransa'nın en gözde kişilerinden biriydi. Paris Komünü'nün ezilmesinden sonra komüncülerin bağışlanması için çok uğraştıysa da sonuç alamadı. Giderek siyasal ve toplumsal yaşamdan elini eteğini çekti. 1885 yılında ölüm döşeğinde iken; "Tanrı'ya inanıyorum ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kâfidir." Diyerek hayata gözlerini yumdu.

      2 - Babalar ve Oğullar

      ...Civardaki bir köyden güçsüz ihtiyar bir karı-koca sıkça bu mezarı ziyaret ederler. Bu iki ihtiyar birbirlerine yaslanarak zayıf adımlarla yürürler. Demir korkuluğa sokularak yere kapanır sonra diz çökerler. Uzun uzun kederle acıyla ağlarlar. Altında oğullarının yatmakta olduğu suskun taşa uzun uzun sevgiyle bakarlar. Birbirlerine kısacık birkaç söz söyler taşın üstündeki tozları alırlar. Çamların dallarını düzeltir tekrar tekrar dua ederler. Kendilerini oğullarına onun anılarına daha yakın hissetikleri bu mezardan bir türlü ayrılamazlar... Dualarının gözyaşlarının boşa gitmesi mümkün mü? Kutsal bir sevginin özverili bir sevginin engin bir gücü olmaması mümkün mü? Ah hayır! Bir mezarda gömülü olan kalp ne kadar tutkulu ne kadar günah işlemiş ne kadar asi olursa olsun üstünde yeşeren çiçekler bize masum gözleriyle sakince bakarlar... Bu çiçekler bize yalnız sonsuz hareketsizliği her şeye ilgisiz olan o büyük hareketsizliği anlatmazlar; onlar bize aynı zamanda sonsuz bir anlaşmayı ve ebedî bir hayatı da anlatırlar...
      -Ağustos 1861-

      3 - Beyaz Diş

      Toprakları cansız kımıltısız acı bile duyulamayacak kadar ıssız ve soğuk olan bu yabani ülke üzerine ağır bir sessizlik ve hüzün çökmüştü. Bir tür acıyla çınlayan bir kahkaha gizliydi sanki; bütün acılardan daha korkunç ve buz gibi soğuk bir heykelin gülümseyişi kadar trajik donuk ve neşesiz bir gülümseme!.. Edebiyatın acı alayı gibi bir şey acımasız ve uçsuz bucaksız bir sonsuzluk varoluşumuzun boş çabaları ve yaşamın anlamsızlığı ile alay ediyor gibiydi. Bu "Kuzey"di; Kuzey'in o yüreğine kadar buz tutmuş vahşetiydi...

      4 - Don Kişot

      Cervantès'in tam adı Miguel de Cervantès Saavedra'dır. 1547 yılında İspanya'nın Alcalà de Henares şehrinde doğdu. Madrid Üniversitesi'ni bitirdiği hâlde geçimini temin edeceği bir iş bulamadı. Roma'ya gitti. Bir tanıdığı aracılığı ile Kardinal Guilio Acqua Viva'nın maiyetine girdi. Kardinal ve çevresindekiler Orta Çağ zihniyetini sürdüren katı ve mutaassıp birer Haçlı idiler. Cervantès henüz Osmanlıları tanıyacak fırsatı bulamamıştı ama Endülüs Emevîlerinden geriye kalan Müslümanları çok iyi tanıyordu. İçlerinden yakın dostları vardı. İyi insan iyi komşu ve iyi arkadaş idiler.

      Kitabın yazarını 1571 yılında İspanya ile Venedik'in Osmanlılara karşı başlattıkları Haçlı seferinde deniz askerî olarak görüyoruz. İnebahtı Savaşı'nda sol kolu aldığı yara sonucu sakat kaldı. Osmanlılara esir düştü. Dört senelik esaret hayatından sonra kaçmaya çalışırken bindiği gemi Osmanlı deniz devriyeleri tarafından yakalandı. Arkadaşlarıyla birlikte Cezayir'e götürüldü. Beş sene gibi uzun bir müddet burada kaldı. Böylece toplam dokuz yılı Osmanlı topraklarında geçti. Zaten yabancısı olmadığı İslâmî kültürle tanışma fırsatı buldu. Esaret hayatı bitip memleketine döndüğünde kimse onu kahramanlar gibi karşılamadı. Açlık sefalet ve hastalık her yanı sardığından herkes kendi derdine düşmüştü. Sakat kaldığı için kendisine maaş bağlanmadığı gibi; karnını doyurabileceği bir iş de verilmedi. Onu kutsal savaşa teşvik edenler gazilik ünvânı bağışlamak şöyle dusun; Osmanlı topraklarında kaldığı müddet içerisinde dinini değiştirmiştir diye şüphe ile bakıyorlardı. En çok canını sıkan şey adının "Çolak Cervantès"e çıkmış olmasıydı... Gördüğü vefasızlık karşısında Kral'a ve Kilise'ye küstü. İşsizlik sebebiyle yoksul düştüğü hâlde devlet kapısından uzak durdu. Kendisini Edebiyat'a verdi.

      5 - Dönüşüm

      Kafka'nın birçok dile çevrilen ve başyapıtı sayılan kısa romanı...
      Kitabın başkahramanı Gregor Samsa'nın şahsında yaşadığı toplumun kutsal değerleri kadar sıradan birçok meselenin de başarıyla sorgulandığı eserde Samsa ailesinin oğullarının dönüşümüne verdiği tepkiler ilerleyen zaman içerisinde tavırlarındaki farklılaşmalar ve modern toplumun girdapları başarıyla anlatılıyor.
      Gregor Samsa'nın bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş halde bulduktan sonra konuşulanları anlamasına rağmen kendini anlatamaması modern zamanlarda insanlar arasında yaşanan iletişim kuramama sıkıntısını çok etkileyici bir anlatımla sunuyor.

      6 - Hacı Murat

      Yazın tam ortasındaydık. Ekinler biçilmiş hasat dönemi başlamıştı. Tarlaların arasından yürüyerek eve dönüyordum. Her taraf birbirinden güzel mevsim çiçekleriyle doluydu. Kırmızı beyaz pembe renkli çiğdemler; parlak sarı hoş kokulu papatyalar; yerlerde süzülen çançiçekleri; sarı kırmızı pembe mor menekşelerle yan yana duran gelincikler; akşama doğru açan kırmızı-mavi peygamber çiçekleri; güzel kokulu kopartılır kopartılmaz solmaya başlayan sarmaşık çiçekleri... Toplayabildiğim bütün çiçeklerden bir demet yaparak eve gidiyordum. Yoluma devam ederken bir hendeğin içinde kırmızı renkli bizim "Tatar" dediğimiz cinste bir deve dikeni gördüm. Tarlada çalışan köylüler ot biçerken otların arasına karışıp ellerine batmaması için bunları koparmamaya özen gösterirler.

      7 - İki Şehrin Hikayesi

      1775 yılında bir posta arabası içinde muhafız ve yolcularla karlara batıp çıkarak Dover'e doğru ilerliyordu. Muhafız bir eli tetikte bir eli silâh sandığının üstünde karlı gecenin korkunç sessizliğini dinliyordu. O yıllarda posta arabalarının soyulması görülmemiş işlerden değildi. O kadar ki yolcular bile birbirlerine kuşkuyla bakarlar konuşmazlardı. Çünkü içlerinden birinin soyguncu ya da soyguncu yardımcısı olması mümkündü.

      Yolculardan Jarvis Lorry İngiltere'nin en eski bankalarından birinin yaşlı memuruydu. Uzun yoldan yorulmuş başını arkaya dayamıştı. Ne zaman dalsa korkunç düşler içinde çırpınıyor uyanır uyanmaz bir daha uyumamaya çalışıyor yine de yorgunluk ve uyku ağır basıyordu. Jarvis Lorry bir ölüyü diriltmeye gidiyordu ve ne yaparsa yapsın on sekiz yıldır ölü olan bir adamla karşılaşacağını aklından çıkaramıyordu.

      Gözlerini kapar kapamaz bir yığın hayal gözlerinin önünde dansetmeye başlıyordu. Bu hayallerden hangisinin dostu olduğunu anlamak istercesine dikkatle bakıyor elini uzatıyor dokunmak istiyordu. İşte o zaman on sekiz uzun yılın gerisinden tanımak istediği dostu toz haline geliyor yok oluyordu.

      8 - Madam Bovary

      ..."Hem zaten insan biraz açıkgöz oldu mu hayatta daima başarı kazanır."
      Bayan Bovary bu sözlere gülüp geçiyor çocuksa köyde haylazlık edip duruyormuş. Irgatların peşinden ayrılmıyor toprak yumruları fırlatıp uçan kargaları kovalıyor hendeklerin kıyılarındaki ağaçlardan dut koparıp yiyor eline bir değnek alıp hindi çobanlığı yapıyor harmanda ekin saplarını kurutuyor korulukta koşup zıplıyor yağmurlu günlerde kilisenin kemeri altında kaydırak oynuyor büyük yortularda da: "Çanları ille de ben çalayım!" diye zangoca yalvarıyor bütün ağırlığıyla en kalın ipe asılıp ipin her sallanışında kendisini alıp götürüşünü hissetmeye can atıyormuş.
      Bu yüzden de meşe ağaçları gibi gelişip serpiliyor elleri tutuğunu koparacak yüzü vursan kan fışkıracak hale geliyormuş...

      9 - Yeraltından Notlar

      Rus romancısı Moskova'da doğdu Petrograd'da öldü. Babası hekimdi. Çocukluk yıllarını Moskova'da zorba bir baba ile hasta bir anne arasında geçirdi. Bir süre sonra annesi öldü babası kendini içkiye verdi. Petrograd Askeri Mühendislik Okulunu bitirdi (1843).

      Petrograd'daki yaşamı bilimsel ve askeri bir sıkı düzen altında geçti. Geçimini sağlayabilmek için çeviriler yaptı. Memurlukta tutunamayacağını anladı. Yazar olmaya karar verdi. Mektup biçimindeki ilk yapıtı İnsancıklar'ı o sırada yazdı (1846). Roman sıcak bir ilgiyle karşılandı. Ancak daha sonra yazdığı Ak geceler Bir yufka yürekli Netoçka Nezvanova gibi romanları aynı ustalıkla yazılmamıştı. Onun için halkın hayranlığı ilgisizliğe dönüverdi. Umudu kırılan yazar genç liberallerin çevresine girdi. Petraçevskiy entrikasına karıştığı için tutuklandı (1849). Yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldıysa da sonradan bağışlandı ama Sibirya'ya sürgün edildi. Dört yıl orada zorla çalıştırıldı. Serbest bırakıldığında (1854) sara illetine tutulmuştu. Cezasını tamamlamak için gene Sibirya'da er olarak orduda kaldı (1859'a dek). Bu arada evlenmişti. (1857). Ordudan ayrılmasına izin çıktı. Ama 4 ay daha bir kentte kalmaya zorlandı. Tümden bağışlanarak Petrograd'a döndü. Yeniden yazmaya başladı. Vremya (zaman) adında bir dergi çıkarmaya başladı. (1861).

      Stepançikovo köyü Amcamın düşü Ölüler evinde Anılar'ı yazdı. Sürgün yaşamını anlatan bu son yapıt ona yeniden ün kazandırdı çarı bile etkiledi. İlk Avrupa gezisine çıktı (1862). Dergisi kapatıldı (1863). Gene Avrupa'ya gitti.

      Epoka (Çağ) adlı yeni bir dergi çıkarmaya başladı (1864). Karısı ve kardeşi öldü. Parasız kaldığından dergisini kapattı (1864). Yer Altında Notlar'ı da yine sürgün yaşamının anılarına dayanarak yazdı. Borç içinde yaşıyordu. Almanya'ya gitti kumara daldı. Danimarka üstünden Petrograd'a döndü. Sekreteriyle evlendi (1867). Almanya'ya gittiler gene kumara daldı. Cenevre'ye geçtiler. Bundan sonraki dört yılını karısıyla birlikte Avrupa'da geçirdi. İtalya'yı gezdi. Petrograd'a döndüler (1871). Vaktiyle babasının öldürüldüğü çiftlikte bir süre kaldı (1877).
      Sibirya'dan döner dönmez yazdığı Suç ve ceza asıl ününü sağlayacak romanlar dizisinin ilkidir.

      10 - Yüzbaşının Kızı

      Rus şair roman öykü ve oyun yazarı. Yarattığı yeni edebiyat diliyle çağdaşlarını ve daha sonraki kuşakları etkilemiş modern Rus edebiyatının ilk önemli yazarı sayılmıştır. 6 Haziran 1799'da Moskova'da doğdu 10 Şubat 1837'de St.Petersburg'da (bugün Leningrad) öldü. Soylu bir ailenin oğluydu. On iki yaşına kadar özel öğrenim gördükten sonra 1811'de soylu ailelerin yetenekli çocukları için kurulmuş Tsarskoye Selo Lisesi'ne girdi. Burada yazar Nikolay Mikhailoviç Karamzin'in (1766-1826) Konstantin Nikolayeviç Batyuşkov'un (1787-1855) Vasily Andreyeviç Jukovski'nin (1783-1852) Fransız şairlerinin ve Voltaire'in yapıtlarından esinlenerek çok genç yaşta yazdığı şiirlerinde kendine özgü bir üslup oluşturdu. 1816'da şiirleriyle o dönemin önde gelen şairlerinin dikkatini çekti. 1817'de liseyi bitirdiği zaman parlak bir genç şair olarak oldukça yaygın bir üne sahipti.

      Aynı yıl Dışişleri Bakanlığı'nda sekreterlik görevine getirildi. St. Petersburg'da geçirdiği üç yıl içinde bir yandan öğrencilik döneminde başlattığı ilişkilerini sürdürürken bir yandan da edindiği yeni arkadaşlarıyla özgürlükçü düşünceden yana bazı derneklerin etkinlikleriyle ilgilendi. Gizli devrimci derneklerden hiçbirine üye olmamakla birlikte yazdığı devrimci ve özgürlükçü şiirler bu çevreler tarafından büyük bir ilgiyle karşılanıyordu. 1820'de yayımlanmadan elden ele dolaşan bu siyasal içerikli şiirleri yönetici çevrelerce tehlikeli görüldüğü için Puşkin görevli olarak Rusya'nın güneyine sürüldü. 1829'da orduda görev aldı Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki savaşa katılmak üzere yeniden Kafkasya'ya gitti. Geri döndükten sonra bir süre gazetecilik yaptı. O zamana kadar oldukça fırtınalı bir yaşam sürmüştü artık olgun bir insan olduğuna inanıyordu. Evlenip bir yuva sahibi olmak en büyük isteğiydi. 1830 sonbaharında aile malikanesinde çalışan köylülerle arasındaki sorunlara bir çözüm bulmak için gittiği Boldino'da Yevgeni Onegin'i tamamladığı gibi Domik Kolonine ("Kolomna'daki Küçük Ev") adlı koşuk öyküsünü Skupoy ritsar ("Cimri Şövalye") Motsart i Salyeri ("Mozart ve Salieri") ve Kamenniy gost ("Taş Konuk") gibi küçük trajedilerini yazdı. Povesti pokoynogo I.P.Belkina (Byelkin'in Hikayeleri) gibi düzyazı yapıtları da gene bu dönemin ürünleridir.

      Stok Kodu
      :
      1234567899313
      Sayfa Sayısı
      :
      2224
      Basım Yeri
      :
      İstanbul
      Kapak Türü
      :
      Ciltsiz
      Kağıt Türü
      :
      2. hamur
  • Taksit Seçenekleri
    • Akbank
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      49,00   
      49,00   
      2
      24,50   
      49,00   
      3
      16,58   
      49,74   
      4
      12,56   
      50,23   
      5
      10,14   
      50,72   
      Bonus Card
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      49,00   
      49,00   
      2
      24,50   
      49,00   
      3
      16,50   
      49,49   
      4
      12,50   
      49,98   
      5
      10,09   
      50,47   
      İş Bankası
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      49,00   
      49,00   
      2
      24,50   
      49,00   
      3
      16,58   
      49,74   
      4
      12,56   
      50,23   
      5
      10,14   
      50,72   
      Yapı ve Kredi Bankası
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      49,00   
      49,00   
      2
      24,50   
      49,00   
      3
      16,58   
      49,74   
      4
      12,56   
      50,23   
      5
      10,14   
      50,72   
      Diğer Bankalar
      Taksit Sayısı
      Taksit tutarı
      Genel Toplam
      Tek Çekim
      49,00   
      49,00   
      2
      -   
      -   
      3
      -   
      -   
      4
      -   
      -   
      5
      -   
      -   
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat