Sözcü Yazarlar 3 Kitap Set Masumiyet İstasyonu, Sanık, İnan Kardeşim Kazanacağız

Stok Kodu:
1234567899953
Boyut:
13.50x21,00
Sayfa Sayısı:
543
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
%56 indirimli
110,00TL
48,00TL
Taksitli fiyat: 5 x 10,27TL
1234567899953
4667597
Sözcü Yazarlar 3 Kitap Set
Sözcü Yazarlar 3 Kitap Set Masumiyet İstasyonu, Sanık, İnan Kardeşim Kazanacağız
Sözcü Kitabevi
48.00

1- Masumiyet İstasyonu (Doğu Ekspresinin Çocuklarıyız Biz)

Kavruk çocuklardık hepimiz. Türkçeyi şiveli konuşurduk.
Oyuncağımızı topraktan, ağaçtan, taştan yapar; oyunumuzu toprakta, taşta, buzda oynardık.

“Kuyunun dibindeki kurbağa için gökyüzü, kuyunun ağzı kadardır” demiş ya ozan, bizim hayallerimiz de yaşadığımız yer kadardı. Dünyayı
kendi köyümüz, kendi şehrimiz kadar bilirdik.

Biraz büyüdük, üzerimizden geçen gürültülü uçakları fark ettik.
Biraz daha büyüdük, devasa tanklarla tanıştık.
TRT radyosundan arkası yarınları, kısa dalgadan uzaktaki türküleri dinledik.

Okumayı öğrendik, okulla tanıştık; başka köyler, başka şehirler olduğunu, o şehirlerde bize benzeyen başka çocukların yaşadığını anladık. Elimizdeki birkaç yumurtayı, bir file patatesi, nefes nefese kalarak koşup yakaladığımız seyyar kitapçıyla takas ettik.
Günün birinde takasla aldığımız plastik bir oyuncak arabanın biz uyurken gerçeğe dönüşebileceğini düşünebilecek kadar sınır tanımaz hale geldi hayallerimiz.

Her yeni kitap, görmediğimiz, duymadığımız yeni yerlerin, yeni insanların varlığını gösterdi.
Öğrendiğimiz her yeni yer, her yeni bilgi hayallerimizi biraz daha büyüttü. Büyük kentlere gitmek; doktor, mühendis, bilim insanı olmak istedik.

Doğu Ekspresi o hayaller için çıkılan uzun yolculuğun adıydı bizim için.
Çünkü biz Doğu Ekspresi çocuklarıyız.

2- Sanık

Sanık: Emin Çölaşan
Suç: “Terör örgütüne (FTÖ) üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek!”
Hüküm: 3 yıl, 6 ay, 15 gün hapis.

Okuduğunuz hüküm politik bir parodinin abartılı senaryosu gibi görünse de maalesef Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından verilmiş bir karardır ve Türk hukuk tarihindeki en büyük kara lekelerden biridir.

Yazarımız Emin Çölaşan hakkında 2018 yılında FTÖ soruşturması açılmış ve bu soruşturma toplumun her kesiminden büyük bir tepki görmüştü.

İktidara yakın gazeteciler tarafından dahi eleştirilen bu soruşturma, ‘FTÖ davalarını sulandırmaktan başka bir işe yaramaz’ denilerek eleştirilmişti.  Zira bu soruşturmanın yalnızca, geçmişte Fetullahçı olarak bilinen, bugünün gazeteci görünümlü kriptoları tarafından alkışlanması da ‘sulandırma’ teorisinin gerçekliğini ortaya koyuyordu.

Soruşturma açılmasına rağmen kimse bu iftiranın davaya dönüşeceğine ihtimal vermiyordu, fakat soruşturma davaya dönüştü.

Ve dava sonucunda yukarıdaki hüküm verildi.

Gerekçe ironi yapılarak yazılmış bir yazı ve vicdani gerekçelerle yayımlanmış bir mektup.

Emin Çölaşan’ın bir iki yazısından seçtikleri cümlelerle soruşturmayı açan da, yargıya taşıyan da, onun hakkında hüküm veren de ve bu hükmü alkışlayan da en az bizler kadar Emin Çölaşan’ın kim olduğunu ve gerçeğin ne olduğunu biliyorlardı.

Yazarımız Emin Çölaşan Türkiye’nin en karanlık yıllarında, bugün cemaatin tezgahladığı operasyonlar olduğu bilinen; Ergenekon, Balyoz, Oda TV kumpaslarına karşı yazdığı yüzlerce yazıyla bu kumpasların ve bu örgütün karşısında durmuştur.

Ona dokunanın yandığı, “Hoca Efendi” denilerek önünde el pençe divan durulup itibar gördüğü günlerde, Fetullah Gülen ve onun örgütü hakkında yazdığı yazılarla örgütün iç yüzünü ortaya koymuştur. Yazdığı yazılar nedeniyle Fetullah Gülen ve örgütü tarafından defalarca dava edilmiştir.

Emin Çölaşan’ın mücadelesi yalnızca bu örgütün iç yüzünü ortaya dökmekten ibaret değildi. Arkadaşlarının bile yüz çevirdiği onlarca kumpas mağdurunun mektuplarını köşe yazılarında yayımlıyor ve seslerini duyuruyordu.

Bugün bir mektubu bahane ederek karar verenler, o günlerde devleti ele geçirerek binlerce masumun hayatına mal olan terör örgütünün mağdur ettiği insanların sesi kimdi, görmezden geliyorlardı.

Bu kitap Türkiye’nin en karanlık kumpas yıllarında, FTÖ terör örgütünün en güçlü olduğu, kimsenin haklarında yazmaya cesaret edemediği yıllarda (2009-2013) Emin Çölaşan’ın Fetullah Gülen ve örgütü hakkında yazdığı yazıların yalnızca bir bölümünden ibarettir.

Bu kitap, kamuoyunun 15 Temmuz kalkışma girişimi sonrası öğrendiği birçok gerçeğin, aslında Emin Çölaşan tarafından yıllar önce yazıldığının kanıtıdır.

Bu kitap gelecek nesillere ihanetle savaşın nasıl yapıldığını gösteren, gücün karşısında boyun eğmeden gerçeklerin nasıl ortaya koyulduğunu anlatan ve Türkiye’nin karanlık yıllarında neler yaşandığını gösteren bir arşivdir.

Bu kitap geçmişini unutup FTÖ ile mücadelenin başta gelen isimlerinden Emin Çölaşan’a iftira atanların yüzüne tokat gibi vurulacak bir belgedir.

3- İnan Kardeşim Kazanacağız

“Değerli dostum Ataol Behramoğlu için "şiir yolculuğunun kaptanlığına soyunmuş şair" denir...

O, şairlerle, şiirlerle tüm insanlar arasında köprü olmuş, her insana şiiri anlatabilen büyük bir ustadır.

Ataol Ağabey, yaşadığımız salgın sürecinde "Korona günleri bize sağlığımız kadar, zamanın değerliliğini de bir kez daha kanıtladı…" diyerek çok yerinde bir tespitte bulundu.

18 Mart'tan şu satırları yazdığım güne kadar, Ege’deki bir sahil beldesinde, virüse yakalanmamak için gönüllü tecritteyim.

Kurallara uygun bir şekilde sağlığımı koruyup, yaşamımı sürdürmeye çalışırken, köşe yazılarımı da ihmal etmiyorum.

Neredeyse her gün yazıyorum.

İnsanoğlunun karşılaştığı en büyük felaketlerden biri olan Koronavirüs belası konusunda toplumu aydınlatıcı bilgileri paylaşmaya özen gösteriyorum.
Bu amaçla ülkemizin değerli bilim insanlarının görüşlerine de yer vermeye çalışıyorum.

Elinizdeki bu kitap, değerli kardeşim, meslektaşım Atilla Köprülüoğlu’nun günlerce uğraşıp bir araya getirdiği o yazılardan oluşuyor.


Bilge; “Hayatın amacı sadece mutlu olmak değildir. İşe yarar, onurlu ve merhametli olmaktır. Yaşadığın sürece bir fark yaratmaktır” der.

Virüs bir yandan ürkütürken, öte yandan da yaşamın, sevdiklerimizin, sevenlerimizin önemini çok daha iyi anlamamızı sağladı.

Yardımlaşmanın, dayanışmanın, birlik ve bütünlüğün de!..


Virüsle süren savaşımızda, Hipokrat yeminine sadık kalarak, canlarını hiçe sayıp, can kurtarmaya çalışan hekimlerimizin insanüstü gayretlerine hayran olduk.
Onlara gönüllerimizi açtık, kalplerimizin tüm ödüllerini verdik.

Bu yolda hayatlarından olan sağlık çalışanlarımıza aile bireylerimizden birini kaybetmiş gibi üzüldük…

Covi d-19 kurbanı yurttaşlarımızın acısını acımız saydık…

En zor anlarımızda hep yanı başımızda gördüğümüz fedakar, fazilet sahibi eczacılarımızın ve cephenin ön saflarında yer alan diğer meslek grupları temsilcilerinin özverili çabalarını hafızalarımıza hiç silinmemek üzere kaydettik.


Sevgili okurlarım,

İnsan için en değerli şey; hayattır…
Çünkü bir kere verilir insana o hayat!
Hayat aynı zamanda bir görevdir.
“Sağlığımızı korumak, kendimize iyi bakmak, sevdiklerimizle birlikte sağlıklı ve onurlu bir şekilde yaşamak” şeklinde tanımlayabileceğimiz bir görev...


Bu küresel salgın, diğerleri gibi, günün birinde mutlaka sonlanacak.
İşte o gün gelinceye kadar kurallara uymayı, yani sosyal mesafeyi, maske takmayı ve kişisel hijyeni asla ihmal etmeyeceğiz.
Temkini elden bırakmayacağız.
Umudun; insana “en tatlı gelen ve hayata bağlayan şey” olduğunu, umutsuzluğun insana yakışmadığını unutmadan!..”


(Uğur Dündar, Eylül 2020-İZMİR) 

 

1- Masumiyet İstasyonu (Doğu Ekspresinin Çocuklarıyız Biz)

Kavruk çocuklardık hepimiz. Türkçeyi şiveli konuşurduk.
Oyuncağımızı topraktan, ağaçtan, taştan yapar; oyunumuzu toprakta, taşta, buzda oynardık.

“Kuyunun dibindeki kurbağa için gökyüzü, kuyunun ağzı kadardır” demiş ya ozan, bizim hayallerimiz de yaşadığımız yer kadardı. Dünyayı
kendi köyümüz, kendi şehrimiz kadar bilirdik.

Biraz büyüdük, üzerimizden geçen gürültülü uçakları fark ettik.
Biraz daha büyüdük, devasa tanklarla tanıştık.
TRT radyosundan arkası yarınları, kısa dalgadan uzaktaki türküleri dinledik.

Okumayı öğrendik, okulla tanıştık; başka köyler, başka şehirler olduğunu, o şehirlerde bize benzeyen başka çocukların yaşadığını anladık. Elimizdeki birkaç yumurtayı, bir file patatesi, nefes nefese kalarak koşup yakaladığımız seyyar kitapçıyla takas ettik.
Günün birinde takasla aldığımız plastik bir oyuncak arabanın biz uyurken gerçeğe dönüşebileceğini düşünebilecek kadar sınır tanımaz hale geldi hayallerimiz.

Her yeni kitap, görmediğimiz, duymadığımız yeni yerlerin, yeni insanların varlığını gösterdi.
Öğrendiğimiz her yeni yer, her yeni bilgi hayallerimizi biraz daha büyüttü. Büyük kentlere gitmek; doktor, mühendis, bilim insanı olmak istedik.

Doğu Ekspresi o hayaller için çıkılan uzun yolculuğun adıydı bizim için.
Çünkü biz Doğu Ekspresi çocuklarıyız.

2- Sanık

Sanık: Emin Çölaşan
Suç: “Terör örgütüne (FTÖ) üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek!”
Hüküm: 3 yıl, 6 ay, 15 gün hapis.

Okuduğunuz hüküm politik bir parodinin abartılı senaryosu gibi görünse de maalesef Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri tarafından verilmiş bir karardır ve Türk hukuk tarihindeki en büyük kara lekelerden biridir.

Yazarımız Emin Çölaşan hakkında 2018 yılında FTÖ soruşturması açılmış ve bu soruşturma toplumun her kesiminden büyük bir tepki görmüştü.

İktidara yakın gazeteciler tarafından dahi eleştirilen bu soruşturma, ‘FTÖ davalarını sulandırmaktan başka bir işe yaramaz’ denilerek eleştirilmişti.  Zira bu soruşturmanın yalnızca, geçmişte Fetullahçı olarak bilinen, bugünün gazeteci görünümlü kriptoları tarafından alkışlanması da ‘sulandırma’ teorisinin gerçekliğini ortaya koyuyordu.

Soruşturma açılmasına rağmen kimse bu iftiranın davaya dönüşeceğine ihtimal vermiyordu, fakat soruşturma davaya dönüştü.

Ve dava sonucunda yukarıdaki hüküm verildi.

Gerekçe ironi yapılarak yazılmış bir yazı ve vicdani gerekçelerle yayımlanmış bir mektup.

Emin Çölaşan’ın bir iki yazısından seçtikleri cümlelerle soruşturmayı açan da, yargıya taşıyan da, onun hakkında hüküm veren de ve bu hükmü alkışlayan da en az bizler kadar Emin Çölaşan’ın kim olduğunu ve gerçeğin ne olduğunu biliyorlardı.

Yazarımız Emin Çölaşan Türkiye’nin en karanlık yıllarında, bugün cemaatin tezgahladığı operasyonlar olduğu bilinen; Ergenekon, Balyoz, Oda TV kumpaslarına karşı yazdığı yüzlerce yazıyla bu kumpasların ve bu örgütün karşısında durmuştur.

Ona dokunanın yandığı, “Hoca Efendi” denilerek önünde el pençe divan durulup itibar gördüğü günlerde, Fetullah Gülen ve onun örgütü hakkında yazdığı yazılarla örgütün iç yüzünü ortaya koymuştur. Yazdığı yazılar nedeniyle Fetullah Gülen ve örgütü tarafından defalarca dava edilmiştir.

Emin Çölaşan’ın mücadelesi yalnızca bu örgütün iç yüzünü ortaya dökmekten ibaret değildi. Arkadaşlarının bile yüz çevirdiği onlarca kumpas mağdurunun mektuplarını köşe yazılarında yayımlıyor ve seslerini duyuruyordu.

Bugün bir mektubu bahane ederek karar verenler, o günlerde devleti ele geçirerek binlerce masumun hayatına mal olan terör örgütünün mağdur ettiği insanların sesi kimdi, görmezden geliyorlardı.

Bu kitap Türkiye’nin en karanlık kumpas yıllarında, FTÖ terör örgütünün en güçlü olduğu, kimsenin haklarında yazmaya cesaret edemediği yıllarda (2009-2013) Emin Çölaşan’ın Fetullah Gülen ve örgütü hakkında yazdığı yazıların yalnızca bir bölümünden ibarettir.

Bu kitap, kamuoyunun 15 Temmuz kalkışma girişimi sonrası öğrendiği birçok gerçeğin, aslında Emin Çölaşan tarafından yıllar önce yazıldığının kanıtıdır.

Bu kitap gelecek nesillere ihanetle savaşın nasıl yapıldığını gösteren, gücün karşısında boyun eğmeden gerçeklerin nasıl ortaya koyulduğunu anlatan ve Türkiye’nin karanlık yıllarında neler yaşandığını gösteren bir arşivdir.

Bu kitap geçmişini unutup FTÖ ile mücadelenin başta gelen isimlerinden Emin Çölaşan’a iftira atanların yüzüne tokat gibi vurulacak bir belgedir.

3- İnan Kardeşim Kazanacağız

“Değerli dostum Ataol Behramoğlu için "şiir yolculuğunun kaptanlığına soyunmuş şair" denir...

O, şairlerle, şiirlerle tüm insanlar arasında köprü olmuş, her insana şiiri anlatabilen büyük bir ustadır.

Ataol Ağabey, yaşadığımız salgın sürecinde "Korona günleri bize sağlığımız kadar, zamanın değerliliğini de bir kez daha kanıtladı…" diyerek çok yerinde bir tespitte bulundu.

18 Mart'tan şu satırları yazdığım güne kadar, Ege’deki bir sahil beldesinde, virüse yakalanmamak için gönüllü tecritteyim.

Kurallara uygun bir şekilde sağlığımı koruyup, yaşamımı sürdürmeye çalışırken, köşe yazılarımı da ihmal etmiyorum.

Neredeyse her gün yazıyorum.

İnsanoğlunun karşılaştığı en büyük felaketlerden biri olan Koronavirüs belası konusunda toplumu aydınlatıcı bilgileri paylaşmaya özen gösteriyorum.
Bu amaçla ülkemizin değerli bilim insanlarının görüşlerine de yer vermeye çalışıyorum.

Elinizdeki bu kitap, değerli kardeşim, meslektaşım Atilla Köprülüoğlu’nun günlerce uğraşıp bir araya getirdiği o yazılardan oluşuyor.


Bilge; “Hayatın amacı sadece mutlu olmak değildir. İşe yarar, onurlu ve merhametli olmaktır. Yaşadığın sürece bir fark yaratmaktır” der.

Virüs bir yandan ürkütürken, öte yandan da yaşamın, sevdiklerimizin, sevenlerimizin önemini çok daha iyi anlamamızı sağladı.

Yardımlaşmanın, dayanışmanın, birlik ve bütünlüğün de!..


Virüsle süren savaşımızda, Hipokrat yeminine sadık kalarak, canlarını hiçe sayıp, can kurtarmaya çalışan hekimlerimizin insanüstü gayretlerine hayran olduk.
Onlara gönüllerimizi açtık, kalplerimizin tüm ödüllerini verdik.

Bu yolda hayatlarından olan sağlık çalışanlarımıza aile bireylerimizden birini kaybetmiş gibi üzüldük…

Covi d-19 kurbanı yurttaşlarımızın acısını acımız saydık…

En zor anlarımızda hep yanı başımızda gördüğümüz fedakar, fazilet sahibi eczacılarımızın ve cephenin ön saflarında yer alan diğer meslek grupları temsilcilerinin özverili çabalarını hafızalarımıza hiç silinmemek üzere kaydettik.


Sevgili okurlarım,

İnsan için en değerli şey; hayattır…
Çünkü bir kere verilir insana o hayat!
Hayat aynı zamanda bir görevdir.
“Sağlığımızı korumak, kendimize iyi bakmak, sevdiklerimizle birlikte sağlıklı ve onurlu bir şekilde yaşamak” şeklinde tanımlayabileceğimiz bir görev...


Bu küresel salgın, diğerleri gibi, günün birinde mutlaka sonlanacak.
İşte o gün gelinceye kadar kurallara uymayı, yani sosyal mesafeyi, maske takmayı ve kişisel hijyeni asla ihmal etmeyeceğiz.
Temkini elden bırakmayacağız.
Umudun; insana “en tatlı gelen ve hayata bağlayan şey” olduğunu, umutsuzluğun insana yakışmadığını unutmadan!..”


(Uğur Dündar, Eylül 2020-İZMİR) 

 

Akbank
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 48,00    48,00   
2 24,00    48,00   
3 16,72    50,16   
4 12,78    51,12   
5 10,32    51,60   
Bonus Card
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 48,00    48,00   
2 24,00    48,00   
3 16,48    49,44   
4 12,60    50,40   
5 10,27    51,36   
İş Bankası
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 48,00    48,00   
2 24,00    48,00   
3 16,56    49,68   
4 12,66    50,64   
5 10,42    52,08   
Yapı ve Kredi Bankası
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 48,00    48,00   
2 24,00    48,00   
3 16,56    49,68   
4 12,66    50,64   
5 10,32    51,60   
Diğer Bankalar
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
Tek Çekim 48,00    48,00   
2 -    -   
3 -    -   
4 -    -   
5 -    -   
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat